Doktor Pedersen ve Paranormal Olaylar

tarafından
60
Doktor Pedersen ve Paranormal Olaylar

Her insanın evde yalnızken başına garip olaylar gelebiliyor. Mesela genellikle gece uyurken televizyondan gelen “çat” sesiyle mutlaka herkes bir defa irkilmiştir. Bu ses, o kadar olmadık bir zamanda çıkar ki, evde yalnız kalmanızla doğrudan alakalı olduğunu bile düşünebilirsiniz. Bazen evin tüm camları kapalıyken odada bir rüzgâr esiyor hissine kapılmak da genelde yalnız olduğunuzda olur. Biraz kapsamlı düşününce bu tarz örneklerin çok fazla olduğunu göreceksiniz.

Yukarıda anlatılan olaylara “paranormal” demek ne derece doğru, tartışılır ancak gerçek paranormal olayların çok daha komplike ve daha uzun bir sürece sahip olduklarını unutmamak gerekir. Tıpkı Doktor Pedersen’in hayatında yaşadığı bu olay gibi:

1889 yılında Danimarka’nın bir kasabası olan Ribe’de doktorluk yapan Karl Pedersen, aynı zamanda o tarihte yaşamış Danimarkalı tıp doktorlarının önde gelenleri arasındaydı. Her konuda az çok bilgisi olan Pedersen, fırsat buldukça doğa üstü güçlere maruz kalıp, doğa üstü varlıklarla muhatap olmuş ve bu yüzden akıl sağlığı bozulmuş insanlar hakkında da makaleler yazardı.

Ribe, ufak bir kasaba olması sebebiyle insanların birbirlerini sıklıkla gördükleri, isimlerini bilmeseler bile selamlaştıkları bir yerdi. Ancak Pedersen’i doktor olması sebebiyle pek çok kişi biliyordu.

Doktor Pedersen, yağmurlu bir Şubat gecesinde çalışma odasında çalışırken kapısının şiddetli bir şekilde çalınmasıyla irkildi. Yalnız yaşadığı için terliklerini giyerek aşağıya indi. Bu süre zarfında kapı hala şiddetli bir şekilde çalınıyordu. Hızlıca kapıya yöneldi. Kapının kilidini açtı, sorasında kapıyı ardına kadar açtı. Ancak kimse yoktu. Şiddetli yağmurun altında bir adımını dışarı attı, sağa ve sola bakındı. Kimseyi göremedi. Oysa kapısının çalındığına çok emindi. Yağmur o kadar şiddetli bir şekilde yağıyordu ki “kim var?” diye seslenmesine rağmen sesi yağmurdan dolayı duyulmuyordu. Kapıyı kapattı ve merdivenlerden yukarıya doğru odasına çıktı. Bir taraftan da kendi kendine bu kadar çok çalışmaması gerektiğini söylüyordu. Bu sesleri çok çalışmasına ve yorgunluğa bağlamıştı.

Pedersen, ertesi gün evine doğru ilerlerken bir bayanın yanına yaklaştığını gördü. Kadın doktoru tanıyordu. Kendisini tanıttıktan sonra astım hastası olduğunu ve sık sık astım krizine girdiğini ve bu krizlerin etkisinin bazen kendisini öldürecek kadar fazla boyutlarda olduğunu anlatarak ondan birkaç öneri almak istediğini söyledi. Doktor, kadına bir şey söyleyemeyeceğini, önce bir muayene etmesi gerektiğini söyleyerek, yarın muayene için çalıştığı hastaneye davet etti ve ayrıldılar.

Pedersen yine kendine hâkim olamamıştı. Her gece olduğu gibi çalışma odasında yine makale yazıyordu. Dışarıda bir önceki geceden çok daha şiddetli bir yağmur vardı. Yazılara dalan Pedersen birdenbire yine kapının şiddetli bir şekilde çalınmasıyla irkildi. Kendi kendine “yine garip sesler duyuyorum” dedi. Ancak bu sefer gerçekten bir şeyler vardı. Dışarıdan bir bağırma sesi de geliyordu. Pedersen daha fazla kayıtsız kalamadı. Hemen koşarak aşağıya indi. Saat neredeyse sabahın üçüydü. Kapıyı büyük bir hışımla açtı. Karşısında kırmızı yağmurluğuyla sırılsıklam olmuş bir kız çocuğu vardı. Kız, “Doktor, annem astım krizine girdi. Yardım etmeniz gerek.” dedi. Apar topar kızla birlikte koşarak kadının evine gittiler. Doktor hemen içeri girdi. Kadın gerçekten krize girmiş, suratı nefessizlikten adeta morarmıştı. Hemen masanın üzerinde duran ilaçlardan kadına içirdi. Camları açarak içeri temiz hava girmesini sağladı. Yaklaşık yarım saat sonra kadın kendine geldi.

Pedersen, tam zamanında yetişmişti. Eğer kadın ilaçlarını alamasaydı ölebilirdi. Kadına ne sıklıkla bu krizlere girdiğini sordu. Kadın, belli olmadığını, dün akşam saatlerinde de krize girdiğini ancak ilaçlarına uzanabildiği için krizin çok uzun sürmediğini doktora söyledi.

Ancak ortada bir gariplik vardı. Pedersen’in gözü, tek göz evin içinde kadının kızını aradı. Bir taraftan kadınla konuşurken diğer taraftan etrafına bakıyordu. En sonunda “kızınıza ne oldu?” diye kadına sordu. Kadın üzüntülü bir ifadeyle yere baktı ve “siz nerden biliyorsunuz?” diye bir karşılık verdi. Pedersen, “Beni o buraya getirdi. Kapımı çaldı ve krize girdiğinizi bana söyledi ve birlikte eve kadar geldik. Ancak şimdi göremiyorum onu.”

Kadın olan bitene anlam verememiş bir şekilde doktorun suratına bakarak “Benim kızım bundan 10 yıl önce, 10 yaşındayken veremden öldü” cevabını aldı. Ama doktor birlikte geldiklerine o kadar emindi ki. “Bu olamaz” dedi. “Üzerinde kırmızı bir yağmurluğu vardı ve sırılsıklam olmuştu”. Bunun üzerine kadın “Evet kırmızı bir yağmurluğu vardı. Hatta bütün eşyalarını hala saklıyorum. O yağmurluk şu anda dolapta asılı” dedi. Birlikte dolaba yöneldiler. Kadın, yavaşça dolabı açtı ve yağmurluğu askıdan aldı. Yağmurluktan sular damlıyordu.

Doğa üstü güçler hakkında makaleler yazan Pedersen’in psikolojisi bu olaydan sonra yavaş yavaş bozulmaya başladı. Geceleyin etrafta dolaşan varlıklar olduğunu, küçük kızların sürekli olarak rüyalarına girdiğini yazdığı makalelerde anlattı. Pedersen’in makalelerinde savunduğu en önemli nokta ise doğa üstü güçlerin insanlara kötülük yapması ihtimali kadar iyilik yapma ihtimallerinin de olmasıydı. Eğer bunlar birer varlıklarsa aralarında inatçılık derecesinde iyimser olanları da vardı.

Pedersen, kapısının çalındığı ilk geceyi düşündüğünde, aşağıya inip kapıyı açtığında neden karşısında kimseyi göremediğini bir süre merak etti. Ancak bunun açıklaması da kadınla olan konuşmaların içinde gizliydi. Bir gün önce girdiği krizden kendi başına kurtulan kadının ölen kızı, doktorun kapısını bir süre çalmıştı ancak annesi krizi atlatınca kapıyı çalmaktan vazgeçip ortadan kaybolmuştu.

Bir önceki yazımız olan Hezarfen Ahmet Çelebi Galata Kulesi'nden Uçtu mu? başlıklı makalemizde Evliya Çelebi Gözüyle Hezarfen, Hezarfen Ahmet Çelebi Galata Kulesi'nden Uçtu mu? ve Hezarfen’in Galata Kulesi’nden Atlayışı Gerçek mi? hakkında bilgiler verilmektedir.